Kaçma.

Kaçıyorsun bak, görüyorum buradan.

Bağlar ve Kopuşlar(4)

Bağ kurmaktan, bir merhaba demekten kaçıyorsun. 

Ağır geliyor temasın yükü. Hem daha bir sürü işin de var. Bu işler sana verilmişse, gözünü kapatıp yapacaksın kaçarı yok. Liste kabarık, alarm çalıyor, belin ağrıyor, diskler birbirine kaynamış. Biraz kedi inek, biraz yürüyüş, ama yalnız mı yürüyeceksin? Konumuz budur.


Bağlar ve Kopuşlar e-bültenini, daha önce Pavlovun Köpeği adlı e-bültene abone olduğun ya da umutcanakova[com] websitesini ziyaret edip mail bıraktığın için alıyorsun. İnsanın bağları ve kopuşları ilgini çekmiyorsa Substack sayfasında en aşağı giderek aboneliğini iptal edebilirsin. 


Beyin güvenli alan arıyor. Bilinç, işini gücünü yapabilmen için dikkatini topluyor. Bilinçdışı, kimseye hesap vermediğin, eleştirilmeyip yetersiz bulunmadığın bir Çin Seddi yaratıyor. Şimdi biriyle temas kursan, zırhını indirmek zorundasın. Ya istediğin gibi gitmezse? Boşa zaman kaybı. Bu durumda, bir fincan kahvenin ne kadar hatrı oluyor? Bir integral hesabı şart gibi sanki burada. Sahi lisede o kadar öğrettiler de, bu temassızlık, bu bağsızlık neyin türevi? 

Temas, savunmalarını silip atar. 

Yapıp ettiklerinle ilgili inkar mekanizmaların, bahane ve yalanların var. Güçsüz görünmemek için her yola başvurdun. Güzel haber: Kırıldığı yeri bulduğunda güçlenir insan.


Yılbaşında 8 kişiyi aradım. 3ü açmadı telefonu. İşin tuhafı ben de hiç sorgulamadım bu durumu. Beklentilerim karşılanmasa da bir rahatsızlık hissetmedim içimde. Bazen ben de açmıyorum telefonlarımı. O temasın yükünü kaldıramayacağımdan olsa gerek meşgule verebiliyorum. Ya da dikkatsizlikten belki, sessizde kalabiliyor. Telefonlarımın açılmaması değil ama bu durum üzerine düşünmemek rahatsız etti bu sefer beni. Aramamak sormamak, aranılan telefonu açmamak norm oldu da bunu hiç sorgulamamak da öyle mi?

Bu sorgu bir boşvermişlikten ibaret değil. John Bowlby buna yıllar önce teşhisi koymuştu: İnsan bazen, başkasına muhtaç görünmekten o kadar korkuyor ki, kendine bir kale inşa ediyor. İronik şekilde biz bu kaleyi korumak için bizi reddedecek insanları özellikle seçiyoruz. Nasıl taktik ama? İtiraf et, aklına gelmemişti.

Telefonu açmayacak kişiyi arıyor, bize ulaşmaya çalışana ise dönmüyoruz. Çünkü bilinçdışımız “Bak gördün mü, kimse yanında değil, yine yalnızsın, ben sana demiştim” diyerek o tanıdık yalnızlığını doğrulamak istiyor. O aramaların cevapsız kalması tesadüf değil yani. Bir nevi zihnin kendi yalnızlık senaryosunu haklı çıkarma çabası. 

Bu kısır döngüyü kırmanın yolları var elbet. Ama sen önce şunu de bakalım, bu yalnızlığında haklı çıkmak mı istiyorsun, yoksa o bağı gerçekten kurmak mı?


Bu haftadan bana kalan:

Bağ kurduğu her şeyi kaybeden, hayattan kopuş noktasına gelen, hani İlhan İrem’in şarkısındaki gibi konuşamaz birine dönüşen bir arkadaşın, eşin, babanın ve amcanın hikayesi Manchester By The Sea filmi. 

Bazı insanlar yaşamıyor. Sadece nefes alıyor. Yas, geçmiyor. İlginçtir ki bu bülteni yazmaya karar verdiğim hafta bu filme denk geldim. Böyle tesadüfler hep yaşadığımı hissettiriyor bana. Lee Amca için üzülsem de Bağlar ve Kopuşlar bültenini hep onunla hatırlayacağım. 


P.S.  

Bireyler ve çiftlerle psikolojik danışmanlık yapıyorum. Benimle çalışmak isterseniz, formu doldurabilirsiniz.

31 Ocak’ta çiftler için düzenlediğim Aşkın Sanatı ve Bilimi hafta sonu atölyesinin detaylarını da burada bulabilirsiniz.

Haftaya görüşebilmek umuduyla 🎈

Bu yazı ilk olarak ‘Bağlar ve Kopuşlar’ bülteninde yayınlanmıştır. İlişki mimarisi üzerine analizlerimi her Pazar sabahı e-postana almak istersen buradan abone olabilirsin.

Paylaş:

Similar Posts

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir