Gözlerimin İçine Bak
Ekranın mavi ışıklarına hapsolduk. Gözler artık kalbin aynası değil; selesi, gidonu olabilir ancak.

Bağlar ve Kopuşlar: 2
Son zamanlarda bir yumurta tavuk ilişkisi için çokça kafa patlattım. Tez dönemimdi ve akılı telefon bağımlılığı çalışmayı çok istiyordum. Romantik ilişkilerim de pek iyi sayılmazdı.
Psikologların tezlerine bakın, çoğu kendi yarasını çalışır. Narsistçe bir şeydir bu. Ama öyledir. Hepimiz narsistizdir biraz.
Boşanmış ebeveyn çocuğu olan psikoloğun, boşanmış ebeveyne sahip çocukların… diye başlayan bir tez yazması pek mümkündür.
Bu denkleme göre, ilişkileri kötü olan ve akıllı telefon bağımlılığı çalışmak isteyen biri de ilişkilerde akıllı telefon bağımlılığına bakacaktır.
Aşağıdaki forma e-mail adresinizi yazarak bültene ücretsiz olarak abone olabilirsiniz.
Neden böyle oluyor? Göz göze gelmeyi diyorum. Yüz yüze bakmayı. Neden insanlar, özellikle çiftler, birbirlerinin gözlerine bakmaktan imtina ediyor? Teknoloji mi çiftleri birbirinden koparıyor, yoksa duygusal kopuşların sığınağı ekranlarımız mı?
İngilizce’de phone (telefon) ve snubbing (küçümsemek, yok saymak) kelimelerinin birleşmesiyle oluşturulan bir kavram var: Phubbing. Uzmanlar bir araya geldi; göz göze diz dize aşk sohbetleri etmek yerine partnerini hor görürcesine telefona gömülme davranışına bir kulp taktı. Artık bu davranış da meşrulaşmış oldu. Olaysız şekilde evlere mi dağılalım o zaman? Göz devirmeye, buz gibi kahvaltılara, bitme noktasına gelen ilişkimizde iki lafın belini kırmak yerine saatlerce reels kaydırmaya devam mı edelim? Hakan Taşıyan’ın o meşhur videosundaki gibi, ‘’ne yapıyoruz biz ki?’’
Peki akıllı telefonlara kaçış, yazımın başında da bahsettiğim teknoloji bağımlılığı, bunun neresinde?
Literatürün hakim çoğunluğu ‘’Akıllı telefonlar, sosyal medya ilişkileri bitirir.’’ diyor. Düşününce, çok da sorgulamadan kabul edeceğimiz bir hipotez gibi duruyor bu.
Ama sıkıcı da olurdu bunu savunmak öyle değil mi? 2+2=4 demekti resmen bu. O yüzden ben de 5 olsun istedim bu denklemin sonucu, aynı Radiohead’in parçasındaki gibi.
Evet, ben hakim literatürün aksini savundum! Duygusal kopuşlarla birlikte zaten bitmekte olan ilişkilerin, teknoloji bağımlılığına yol açtığına dair bir kazı çalışması yürüttüm, evet! Kendime dayanaklar aradım ve buldum da. Bundan dolayı Silivri yolları görünecekse bana, boynum kıldan incedir.
40 yıl boyunca çiftleri gözlemleyen John Gottman’ın en sevdiğim bulgularından biri, ilişkilerdeki çatışmaların %70’inin çözülemediğidir. Bilhassa evliliklerde. Üstüne üstlük, yolun başındaki çatışma neyse, o çatışma yol boyunca devam ediyor.
Peki, çözülemeyen bu %70’lik devasa boşlukta ne yapıyoruz? Akıllı telefonlar burada devreye giriyor işte.
O çözülmeyen sessizliğin, bitmeyen gerginliğin içinde ekran bir oksijen maskesi gibi görünüyor. Partnerimizin gözlerindeki hayal kırıklığını görmemek için piksellere sığınıyoruz.
Oysa mesele o %70’i çözmek değil ki. Mesele %70 ile nasıl ‘birlikte yaşanacağını’ ve o sessizliğin içinden nasıl yeniden bağ kurulacağını bilmek. Bilmek diyorum, çünkü öğrenilebilen bir şey bu.
31 Ocak’ta başlayacak olan Aşkın Sanatı ve Bilimi programı da tam olarak bu soruların etrafında dönecek. Detayı buraya bırakıyorum:
Aşkın Sanatı ve Bilimi: Bağ Kurmanın Yeni Protokolü
(Ve evet, evli, nişanlı, flört ya da ‘’biz şimdi neyiz?’’ evresinde olanlar katılabilir).
Bu haftadan bana kalan: 2015’ten beri adı ve bulunduğu platform sürekli değişse de garson olarak çalıştığım kafelerde, kıyafet katlayan reyon görevlisi olarak bulunduğum mağazalarda, tiyatro kulüplerinde, basketbol sahalarında, konser ve festivallerde, barlarda, yollarda, dirsek çürüttüğüm masalarda, seans odalarında benimle birlikte yaşayan müzik listem Koklea, bu hafta itibariyle 500 parçaya ulaştı. Adını kulağımızın içindeki işitsel kısımdan alıyor. Türkçesi salyangoz. Kokleamız olmasaydı mekanik titreşimleri elektrokimyasal sinyallere dönüştüremez, yani sesleri duyamazdık.
Bir tür ritmik hafıza bu… Birçok parçayı bir mekanla, anıyla, hatta bazen renk ve kokuyla dahi hatırlayabiliyorum. Katıldığım bir müzik terapi çalışmasında Ibrahim Maalouf’un Red and Black Light’ını dinlerken hıçkırarak ağladığım ve odayı terk ettiğim dahi olmuştur.
Liste şu anda Spotify üzerinde. Paylaşımlarıyla değer katan kıymetli Yalçın Arsan, bir tweetinde Spotify platformunun Türkiye’de kapanabileceği söylentilerini aktarmış ve Exportify adında bir uygulamayı paylaşmıştı. Bu uygulama ile bu 500 parçalık playlistimi tek tıkla bir dosya halinde indirdim. Spotify kullanmayanlar için parçaları dosya halinde burada topladım. Parça adlarına, sanatçılara, albümlere ve türlere (genre) ilaveten; parçaların duygusal valans, tempo, akustiklik, konuşma oranı, canlılık, gürlük ve enerji değerlerini de dosyada görmeniz mümkün.
P.S.
Bireysel ve çiftlerle psikolojik danışmanlık kontenjanım var. Benimle çalışmak isterseniz, bu kısa formu doldurabilirsiniz.
Haftaya görüşebilmek umuduyla 🎈





