İlişkide Sessizlik Cezası: Haklıyken Neden Özür Dileriz?

sessizlik cezası

Gece saat 3… Evde dondurucu, ağır bir sessizlik cezası hakim.

Haklı olduğunuzu bile bile, sırf aranızdaki o görünmez duvar yıkılsın diye gidip partnerinizden özür dilediğiniz o anı hatırlayın.

Kendinize muhtemelen “Neden bu kadar iradesizim ben?” diye kızdınız.

Sezen Aksu’nun o yeni şarkısında sorduğu gibi belki de: “Belli, haklı olmak uğruna, unuttuk manaları…” durumu mu acaba?

Bu durumun bir karakter zayıflığı meselesi olmadığını söylemeliyim.

Sinir sisteminiz, beyniniz diyelim, o an bir hayatta kalma refleksi gösteriyor. Gayet ilkel bir durum. Kendinize yüklenmeyin.

Geçen gün paylaştığım bir videonun bu kadar yankı bulmasının sebebi tam da buydu zannımca: Kapalı kapılar ardında hepimizin maruz kaldığı o buz gibi sessizlik oyunları.

Atılan o geri adımların perde arkasına seanslarımda da sıkça başvurduğum iki ismin, Dr. Gabor Maté ve Dr. Eric Berne’ün merceğinden bakalım şimdi.


Sessizlik: Kusursuz Bir Güç Oyunu

Partnerinizin size bağırarak değil de sizi “yok sayarak” cezalandırması, basit bir iletişim kazası değil. Dr. Eric Berne’ün İnsanların Oynadığı Oyunlar kitabındaki kavramlarına bakarsak, bu durumun manipülatif bir güç oyunu olduğunu görüyoruz.

Berne, insanın hayatta kalabilmek için fiziksel veya psikolojik temasa, görülme ihtiyacına da diyebiliriz, muhtaç olduğunu söyler. Berne’ye göre “Eğer sırtını sıvazlayan biri yoksa, omuriliğin büzüşür.”

Partneriniz sessizliği bir silah olarak kullandığında, bu yaşamsal onayı sizden kasıtlı olarak esirger.

eric-berne

O an ilişkiniz iki “Yetişkin”in düzeyinden çıkıp, karşınızda sizi cezalandıran bir “Ebeveyn” düzeyine girer. Siz de onay arayan, o sessizlik kırılsın diye çırpınan bir “Çocuk” konumuna itilirsiniz.


Bağlanma İhtiyacı Sınırları Neden Ezer?

Sıfırın altındaki o odada asıl savaş beyinde başlar: Kendi sınırımı ve haklılığımı mı korumalıyım, yoksa o evde yapayalnız kalmamak için bağımı mı sürdürmeliyim?

Dr. Gabor Maté bu durumu güzel açıklıyor: İnsanın hem sınırlarına hem de bağlanmaya ihtiyacı vardır. Ancak bu ikisi çatıştığında, biyolojik kodlarımız gereği çoğunlukla bağlanmayı seçeriz.

Mümkün mü sevgiden uzak kalmayı seçebilmek? Hem de yalnızlık pahasına…

‘‘Yalnızlık, ölümden beter’’ demiş ya şarkıda. Bilinçdışımızda bağın kopması, ölüm ve terk edilme tehdidiyle eşdeğer.

Gece saat 3’te partneriniz duygusal olarak geri çekildiğinde, bilinçdışınızda o eski terk edilme alarmı çalar.

Kendi öfkenizi ve sınırınızı yutarsınız, çünkü sisteminiz size, “Sınır çizersem reddedilirim” der.

İlişkinin sözde güvenliği uğruna, o anki kendi gerçeğinizden feragat edersiniz.


İlişkideki Döngüyü Kırmak

Sırf o duvarı yıkmak için dilediğiniz her özür, aslında kendi sınırınızı çiğnemektir.

Bedelini ise içinizde biriktirdiğiniz gizli bir öfkeyle ödersiniz. Aynı Melike Şahin’in şarkısında dediği gibi.

Sizde bir sorun yok, sadece çocukluktan getirdiğiniz o temel hayatta kalma stratejisini, bugün sınırlarınıza saygı duymayan bir dinamiğin içinde tekrar ediyorsunuz.

Sağlıklı bir ilişki, “Çocuk” gibi boyun eğmek zorunda kalmadığınız, haklı olduğunuzda o sessizliğin gürültüsüne dayanabilen bir “Yetişkin” olarak var olabildiğiniz yerdir.

Sessizlik Cezası Döngüsünü Kırmak: “Yetişkin” Olmanın 3 Dinamiği

Peki, o gece saat 3’te, o dondurucu sessizliğin ortasında “Çocuk” gibi boyun eğmek yerine “Yetişkin” olarak kalabilmek klinik olarak ne anlama gelir? Bu güç oyununu bozmak, üç temel psikolojik beceriyi devreye sokmayı gerektirir:

1. Ayrışabilme (Diferansiyasyon) Kapasitesi

Sessizlik cezası uygulayan bir partnerin amacı nedir? Kendi yönetemediği kaygıyı veya öfkeyi size yansıtmak diyebilirim buna en öz haliyle. O an o sessizliği kendi değerinize yapılmış bir saldırı olarak okumak (yani kişiselleştirmek) en sık düşülen tuzak oluyor.

Sağlıklı bir sınır bu sessizliğin sizin yetersizliğinizle değil de karşınızdakinin duygusal regülasyon eksikliğiyle ilgili olduğunu görebilmekten geçer. Partneriniz kendi duygularını düzenleyemediği için sizi bu şekilde cezalandırıyor bilinçdışı şekilde. Partnerinizin kaygısıyla kendi kaygınızı ayırt edebilmek, o sessizliğin içinde kaybolmamanın ilk şartıdır.

2. Çapraz İşlemleri Durdurmak

Transaksiyonel Analiz perspektifinden partneriniz sessizliğe büründüğünde sizi cezalandıran bir “Ebeveyn” rolünü üstlenir. O an sırf sessizlik bozulsun diye haksız yere özür dilemek, sizin o “Uyumlu Çocuk” rolünü kabul etmeniz demektir. Bu oyunu bozmanın yolu ne peki? Özür dileyecek misiniz bile bile, göre göre?

Kendi duruşunuzu değiştirmeden “Yetişkin” davetini sunmak bu oyunu bozar. “Şu an konuşmak istemediğini görüyorum. Hazır olduğunda buradayım.” diyerek kendi alanınıza çekilmek,bu işlemi Çocuk-Ebeveyn dinamiğinden çıkarır. Top artık karşı taraftadır. İster göğsünde yumuşatır, ister tam 90’a voleyi vurur.

3. Sıkıntıya Tolerans Geliştirmek

İşin sinir sistemini en çok zorlayan kısmına geldik. Siz kendi alanınıza çekildiğinizde içinizde ilkel bir “bağ kopuyor, terk ediliyorum” alarmı çalabilir. Gidip taviz vermek o anlık paniği yatıştırır ama uzun vadede ilişkinin saygı zeminini çürütür.

O rahatsız edici anksiyete (bir çeşit kopuş korkusu) ile kalabilmek ve dürtüsel davranmamak, öfkenin ya da suçluluğun kurbanı olmamak, kendi sınırınızın bekçiliğini yapmaktır. Özgürleşme tam olarak bu rahatsızlığa dayanabildiğiniz an başlar.


Bu yazıyı 8 Mart 2026’da Dünya Kadınlar Günü‘nde yazdım. Dışarıdaki süslü sloganları bir kenara bırakırsak, bir kadının gerçek özgürleşmesi toplumsal etiketlerle değil de tam da gece saat 3 sularındaki o sessizlik oyununa boyun eğmeyi reddettiği “Yetişkin” anında başlar.

Bu sessizlik oyununu ilişkinizde en son ne zaman oynadınız? Bu döngüyü kırmak ve sınırlarınızı yeniden inşa etmek isterseniz, iletişim sayfamdan bana ulaşabilir veya Bağlar ve Kopuşlar bültenime abone olabilirsiniz.

P.S. Bu yazıyı hazırlarken fonda Sezen Aksu’nun bu yeni şarkısı çalıyor ve sanki burada kouştuğumuz “mana vs. haklılık” savaşını anlatıyordu. Haklı olmak uğruna manadan bile vazgeçenlere bir hediye olsun.

Similar Posts

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir