Belirsizliğe Tahammülsüzlüğün Bedeli

Bağlar ve Kopuşlar: 3

Bu sayıyı yazmaya 22 Ocak 2026 sabahı 04.55’te başladım. Yarım saattir ben ekrana bakıyorum, ekran da bana. 

Kulağımda müzik, zihnimde Gottman, Johnson ve Shaver’ın teorileri ama parmaklarım hareket etmiyor. Kontrolden ve plandan dem vuracaktım; şimdi kendi kontrol takıntımın içinde boğuluyorum.

‘’No plan is my plan.’’ 

Koreli Airbnb misafirimin bana söylediği bu cümle öyle yüzüme vuruyor ki bazen. Bu sabah da böyle oldu işte.

40’lı yaşlarında, orta boylu, geniş omuzlu, 3. dili İspanyolca’yı cebinde bir defterle dolaşarak öğrenen, bilgili, kültürlü ve bir o kadar alçakgönüllü modern bir gezgin… Bense tüneller kazmaya, yolunu bulmaya çalışan çiçeği burnunda bir psikolog.

Kamp çantası ve diri görüntüsüyle kapıda belirdi. Besbelli, adı Zebercet değildi. 

‘’My name is Taj!’’ 

Misafirperverlik kaygısıyla çantasını aldım. Biraz sohbet, Türk mutfağından güzel bir yemek.

‘’Biraz dinlen, uzun yoldan geldin. Yarın ne yapmak istersin, var mı bir planın?’’

‘’Plansızlık’’ dedi. ‘’Benim planım bu.’’ 

İrkilmiştim, tüylerim diken diken oldu.  

Ben misafirimin gönlünü hoş tutmak için kaygılanırken o bunları düşünmüyordu bile. 

O an anladım ki plan yapmak her zaman bir nezaket veya düzen göstergesi değil. Çoğu zaman plan yapmak sevgiden değil, korkudan doğuyor.  

Buna belirsizliğe tahammülsüzlük deniyor. Beynimiz belirsizliği bir tehdit olarak kodluyor ve bizi hayatta tutmak için her şeyi kontrol etmeye zorluyor.

Taj’ın o ‘plansızlık’ hali aslında güvenli bağlanmanın yaşayan bir kanıtıydı. Dünyaya ve kendine duyulan temel bir güven… Bense o tünel kazmaya çalışan halimle aslında bir çatışmanın ortasındaydım: Güvende hissetmek için kontrol mü etmeliyim, yoksa bağ kurmak için teslim mi olmalıyım?  

İlişkilerimizde tam bu noktada kopuyoruz. Arkadaşlarımızı ya da partnerimizi kendi süslü ajandalarımıza, beklentilerimize ve olması gerekenler listemize hapsettiğimizde gerçek bir bağ kurmuyoruz, sadece kendi korkularımızı yönetiyoruz. Halbuki gerçek bağ, her şeyin giderek flulaştığı bu hayatın tam ortasında kontrolü biraz bırakıp el ele, sırt sırta durabilme cesaretinde başlıyor.  


Bu haftadan bana kalan: ‘’Sahip oldukların bir gün sana sahip olur’’ felsefesini bir dövüş kulübüne dönüştüren, aslında alter egosu maskülen Tyler Durden olmak isterken; işi, evi ve patronu arasında sıkışıp kalan ‘’Anlatıcı’’nın hikayesi, bu sayıyı yazarken sürekli zihnimde dönüp durdu. Özellikle de arabada geçen meşhur ‘’Let go!’’ sahnesi. 


P.S.  

İlişkilerindeki kontrol mekanizmalarını ve bağ kurma pratiklerini bilimsel bir perspektifle, derinlemesine çalışmaya hazırsan, bireysel veya çift danışmanlığı için bu kısa başvuru formunu doldurabilirsin. Mevcut danışan yoğunluğuna göre uygunluk durumunu birlikte değerlendirebiliriz. 

Bağ kurabilmek dileğiyle🎈

Paylaş:

Similar Posts

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir